O Gün Gel-ecek

Bize iyi gelen şeyleri biliyorduk. Sonsuz görünen köy yolları, ayçiçeği tarlalarını birbirimize göstermek, çoban ve hayvan sürüsü yolumuzu kesince ilerleyene kadar onları izleyip koyunlara meee diyip gülmek 🙂 Beraber yaşamak istediğimiz hayatı her konuştuğumuzda tavuk, kuzu sahibi olup yeşillikle uyanmak istediğimizi fark ettik. Ne kadar yorulmuştuk şehir hayatından, insanlardan.

Bu yaz salgın yüzünden çok defa tatil planımız aksadı. En sonunda Eylülün başında Erikliye kaçabildik. Müstakil iki katlı bir ev tutmuştuk. Tamamen yalnız kalmak ve kafa dinleme peşindeydik. İlk defa Erikliye gitmiştik. İtalyan koyu, Erikli sahil, Tuzla gölü, Enez sahil, Enez Kalesi derken en son Kalenin tepesinden Yunanistan sınırını görüyorduk. Sınırın yakın olmasına nazaran yerleşik hayatları ne kadar uzaktaydı onu konuşmuştuk bizim ise sınırın dibindeydi. Her gittiğimiz yere bayılıyorduk. Telefonlarımızı sadece fotoğraf ve navigasyon için kullanıyorduk. Baş başa kalmak bize yine çok iyi gelmişti.

Enezden Erikliye dönerken yolda sürü ve çobanlara çok rastlıyorduk. Her sürü gördüğümde hiç hayvan görmemiş gibi heyecanlanırım. Yolda sadece biz vardık ve sağ tarafta hayvanlar otluyordu çoban çimlere yatmış küçük oğlu dizine uzanmış gülümsüyorlardı. Arabamızla yolda durunca gülüşmeyi kesip bize baktılar bende hayvanları seyrediyordum. Çocukla göz göze gelince onu ne kadar kıskandığımı fark ettim. O hayatı yaşamayı çok isterdim. Çocuk arabamızı inceliyordu içinden neler geçirdiğini, telefonumla hayvanların fotoğrafını çekerken telefonuma nasıl baktığını hissedebiliyordum. Dedim ki: ” Öğlen vakti tam güneş tepede. Bir köyde yaşıyorsun ve hayvanlar tek geçiminiz. Saatler sürse de hayvanların otlamasını babanla beklemek zorundasın. Yoldan bir araba geçiyor içinde iki genç ne güzel diyorsun içinden kesin tatile gelmişlerdir başka bir şehirden. İmreniyordur bizi şimdi. Bilmiyor ki onun yerinde olmak için neler vermezdim. Hayvanlarla büyüyüp onları sağmayı öğrenmek, instagram da gezmek yerine babamla hayvanları otlatmaya götürüp dizine uzanmak.” Şimdi yazarken çocuğun gözleri yine içime oturdu.

Bir çocuk büyütmek isterdim hayvanlarımızı koruyan çoban köpekleriyle oynarken koşup gülmesini isterdim. İstanbul da evimizde yaşayan Terrier bir köpeğim var. Onu parka götürdüğüm de çocuğum rahat edemiyor başka yerde gezdirsene diyen mi dersiniz tuvaletini yaptığında poşetle yerden aldığımda iğrenerek bakan insanlar mı dersiniz ne ararsanız var. Kendi çocuğunun bezini hiç temizlememişçesine iğrenen insanlar var. Hayvanlar en hassas olduğum konu. Daisyi sahiplendikten sonra insanlardan tamamen uzaklaştım. Hayatım da tatmadığım sevgiyi onda tattım. Bir çocuk doğurmuş gibi hissediyorum. Evladım. Doğurmakla anne olunmadığını çok iyi biliyorum.

Geçmişte şehirden uzakta yaz tatilinde büyüklerin yanına bırakılan doğa ve hayvanlarla bir yaz geçiren çocuk olmadım. Belki de bu özenmelerim, hevesim bundandır. Bilmiyorum. Geleceğimin hangi diliminde bu duyguyu tadarım acaba çocuğuma tattırabilir miyim hepsi soru işareti. Şehirin insanı içine çektiğine ve sömürdüğüne inanıyorum artık. Her gün daha yorgun uyanıyorum. İnsanlara karşı olan tahammülsüzlüğüm gittikçe artıyor. Küçük bir köy de belki daha az parayla belki daha az çeken bir internetle yaşamayı öğrenmek. Tavuğumun yumurtasını pazarda satmak ne biliyim sıkıntılıdır eminim ama doğal ve güzel. Her şeyin insanların çok para kazanma sevdasından kaynaklandığını düşünüyorum.

Geleceğime not olarak bunu buraya bırakıyorum. Şimdi içim karanlık, buruk. Emin ol, her şey böyle devam etmeyecek.

Kalemimi Yormadan

Artık kalemimi kağıtta yormadan yazma vakti. Normal de ıslanan kağıdımın kurumasını beklerken hep bir sonraki cümlemi düşünürdüm. Kimse okumayacak olsa bile aman devrik olmasın diye dikkat ederdim. Çoğu geceler uykuya dalamaz bulduğum ilk kalem ve kağıda sarılırdım. Kimseye dökmediğim içimi ona döküp çözümü yine kendim bulurdum. Bu aralar çözümüm kağıttan çıkmıyor belki de ondan buradayım.

Fazla çevreden yana değildim hiçbir zaman. Kalabalık aksine beni korkutur. Fakat bu kadar yalnız olmayı da ben mi seçtim karar veremiyorum. Yalnız derken güzeller güzeli sevgilimi es geçmek isterim. O bu süreçte ki tek ortağım, destekçim. Gökyüzü bana ilham verirdi hep o yüzden geceleri balkonda kağıt karalamaya bayılırım. Hep düşünürüm şu dünya da ne kadar yer kaplıyorum? Tüm dertler sadece bende olamaz dimi? Tabiki biliyorum… Ama bu öyle bir çıkmaz ki orada bile kendinizi yalnız hissediyorsunuz. Düşlerim karanlık, ruhum dar. Kendimi gökyüzüne sığdıramıyorum. Oysa gün batımını çok severim her izlediğimde heyecanlanırım. Battıktan sonraki karanlık tekrar beni içine çekmeyecekmiş gibi. Aşk gibi. Hiç bitmeyecekmiş gibi başlayıp kurulan tüm hayallerin suya düştüğünü gördüğünde bir daha asla aşık olmayacağım dersin taa ki tekrar biri sana sevginin güzelliğini daha derin hissettirene kadar.

Ayna da konuşulanlardan sıkıldım artık. Şişmiş bir çift göz görmekten. O kadar alıştım ki beni sadece duygulandıracak değil de daha çok ağlatacak müzikler dinler oldum. Ruhum da bu karamsarlığa çabuk alıştı. Sanki hep beklemiş gibi… Bedenim diyor ki gerçekten bu kadarını hak ettiğini düşünüyor musun? Bu kadar gözyaşı dökecek bir şey yok sağlıklısın, şükür et diyor. Bazı geceler ona hak veriyorum. Fakat ”bazı geceler” bayağı az.

Beynimi durdurmak artık sadece benim karar verdiğim şeyleri düşünmesini istiyorum. O kadar çok düşünüyor ki başımı günlerce ağrıtıyor. Karmaşık bir dönemdeyim gittikçe karmakarışık oluyorum. Düğümlenmeden çözümü yine kendim bulmaya geldim.

Kağıdı, sevgiliyi yorduk. Sıra burada.

Neden Buradayım?

Hiç beklemediğim bir anda kendimi burada buldum. Süzgeçten geçirmeden kağıda içimi dökmek yetmiyor artık birileriyle paylaşmak istiyorum. Kaybolan yolumu arıyorum. Belki sizde bana eşlik etmek istersiniz?

Ayna da kendimle konuşmak, ağlarken izlemek bu ara yaşadığım tek şey bunlar. Salgın, sosyal medya sahte lükslüğü, yeni mezun olmak, bu sene planladığım hiçbir şeyi gerçekleştirememek uyutmamaya başladı artık. Neden yaşıyorum? Bu hayatta ki amacım ne? Bu zamana kadar neyi başardım? Düşünmeye başladıkça çıkamıyorum. Sürekli müzik dinleyip ağlamaklı oluyorum. Ne yaparsam yapayım kendimi asla mutlu hissedemiyorum. Kimse güllük gülistanlık bir hayat sürmüyor biliyorum fakat sadece tek ben yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Etrafımda ki, internette ki herkes sahte. Bıktım.

Kalemle kağıdımı yormadan yazı yazmak ve yazdığımı paylaşacak olmak ilginç bir his.

8 eylül 2020, umarım sizlere ulaşmak beni rahatlatır.